Engin Koçali

Hastalık Hırsızı

Hastalık Hırsızı

Ne o?

Başlığı, “hırsızlık hastalığı diye yazacağına tersten; hastalık hırsızı yazmış” deyip önyargıya mı kapıldınız?

Başlık doğru kardeşim!

Herkes, ‘hırsızlığı‘ hastalık sanır ama ben, ‘hastalık hırsızından‘ bahsetmek istiyorum.

★★★

Zordur market işleriyle uğraşmak.

Müşterilerin taleplerini takip etmek, reyonların eksikliklerini gidermek, rafları düzeltmek, düzenlemek, temizlemek, ürünleri kontrol etmek…

En önemlisi her müşteriye ilgi göstermek, gönlünü etmek.

Hiçte kolay değildir!

En zoru ise reyonlardaki ürünleri korumak. Hırsızlığı önlemek anlayacağınız.

Bazen öyle bir grup girer ki içeri 4 – 5 kişilik.

Uzun boylu ve iri yapılı olanları market görevlisiyle kameranın görüntüsünü kamufle eder, ufacık tefecik küçük boylu olan ise almaya niyetlendiklerini ceplerine doldurur.

Onun için market görevlileri reyonlar arasında fıldır fıldır gezer. Kalabalık bir grup geldiğinde bir cengaver edasıyla ortalarına dalar ve kalabalığı kontrol etmeye çalışır.

Hele kasiyerin işi…

Zordur azizim; zor!

Müşterinin ilk muhatabıdır.

Kadın kocasıyla veya adam karısıyla kavga etmişse hıncın çıkarıldığı, dertlerin paylaşıldığı, artan fiyatlardan duyulan rahatsızlığın haykırıldığı “Güzin abla” noktasıdır kasiyerin konumu.

Dert küpüdür. Herkes anlatır ama, O’nu kimse dinlemez.

Standarttır marketteki güne başlangıcı.

Hiç değişmez.

İlk işi bölgesindeki yerleri süpürüp paspaslamak, ardından kasanın üzerini temizleyip düzenlemek olur.

★★★

O da her zamanki gibi rutin faaliyetlerle başlamıştı işe.

Kasanın üzerini tamamen boşaltıp sildi önce. Sonra bir Vakıfa ait yardım kutusunu sol tarafa, yanına cep kolonyalarını, sağına ise bir SMA hastası için yardım kutusunu silip yerleştirdi. Ardından kasanın içerisindeki pos sliplerini düzenleyip kutuya koydu. Daha sonra alanındaki yerleri süpürüp paspasladı.

Günlük işine başlamaya hazırdı artık.

İçinden, “birazdan çikolata reyonlarını düzenlerim” diye geçirdi.

Sabahtı çünkü daha.

Ahım şahım bir müşteri yoktu.

Sakindi ortalık.

Tam reyona çıkacaktı ki bir kız girdi içeri.
Dikkat çekici bir görünümü vardı.
Saçları uzun ama düzgün taranmış, kalça kısmı geniş, karın kısmı normalden biraz şişkin, kafa kısmı ise normale göre biraz daha küçüktü.
İlk başlarda anlayamamıştı ama sonrasında biraz düşününce vücut yapısından engelli bir kız olduğunu anladı.

Gençti.

Yirmili yaşlarda gibi görünüyordu.

Endişe edilecek bir şey yoktu ama kasiyer rahatsızlık hissetti içinde.

Korkmadı, sadece işyerine zarar gelebilir düşüncesiyle tedirgin oldu.

Pek bilinçli hareket etmeyebilir, kasada durup takip edeyim” diye düşündü.

★★★

Rahat hareketleriyle dikkati üzerine toplayan engelli kız önce çikolata reyonuna geçti. Eliyle etiketlere dokunarak fiyatlara baktı.
Belli ki yanlış okumamak için dikkat ediyordu.

Bazılarının fiyatını uygun görmüş olacak ki ürünü eline alıp dakikalarca inceledi.

Koca puntolarla yazılmış markayı rahatça gördükten sonra sağını solunu çevirip içindekiler kısmındaki o küçücük yazıları okumaya çalışıyordu.

Bu arada da “bir eylem yapacakmış gibi” veya “yanlış anlaşılma olacakmış” gibi endişeyle sık sık bir kaç metre uzaklıktaki kasiyere bakıyordu.

Dünyadan ve bulunduğu ortamdan kopmuş vaziyette sevdiği bir lezzeti yıllardır arıyordu sanki.

Sabırla ve ısrarla fiyat takibiyle ürün inceliyordu.

Kasanın hemen önünden başlayıp dört metre uzunluğundaki çikolata reyonunun sonuna geldiğinde bu sefer sondan başlayıp başa geliyor; başa geldiğinde tüm çikolataları teker teker inceleyip yine sona doğru gidiyordu. Yarım saat boyunca dolanıp durdu çikolata reyonunun önünde.

Bir ara durakladı. Ani bir karar vermiş olacak ki hızlıca hemen arkadaki bisküvi reyonuna geçti.

Hiç bir ürünü eline almadı bu sefer.

Sadece fiyat etiketlerine dokunup işaret parmağını açıklamanın ve rakamların altında gezdirerek inceledi. Çikolata reyonunda olduğu gibi kısa aralıklarla kasiyere bakmayı da ihmal etmedi.

Anlam veremedi kasiyer.

Endişe duyuyordu kızın hareketlerinden. Ürünü beğenmemekten ziyade sanki bambaşka bir hareket yapacak gibi duruşu kaygılandırıyordu çünkü O’nu.

On – on beş dakika kadar inceledikten sonra bisküvi reyonundan tekrar çikolata reyonuna geçti.

Aynı rutin hareketlere tekrar başladı; önce fiyat etiketlerini ardından her etiketin sahip olduğu ürünleri tek tek incelemeye. Tabii bu arada da kasiyerle sık sık göz göze gelmeye…

Kasiyer artık iyiden iyiye rahatsız olmaya başlamıştı. O’nu takip etmekten yapması gereken işleri yapamıyordu çünkü.

Bir ara, “aradığınız ürünü bulamadıysanız söyleyin yardımcı olalım size” demeyi düşündü ama, saçma sapan bir tepki görebilme olumsuzluğunu yaşamamak için vazgeçti.

O strese bir de hakaretin eklenmesini istemiyordu çünkü.

Ne yapacağını bilemiyordu.

O, bir sürü düşünceler ve hesaplar yaşarken engelli kız birden durdu.

Kasiyere döndü.

Hafif bir tebessüm etti ve hızlıca geriye doğru bir kaç adım atıp çikolatalı gofreti kaptı. Koşar adımla kasaya gelip sol elinde sımsıkı tutuğu bozuk paraları “ben mal hırsızı değilim” vurgusuyla kasanın üzerine bıraktı.

Dört Lira parası vardı.

Aldığı çikolatalı gofret iki Lira yetmiş beş kuruştu.

O’nun hareketlerinden rahatsız olmuş kasiyer, ürünü okutup fiyatı gördükten sonra fazlalık olan bir Lirayı geri itti. Ardından sert bir hareketle ‘nakit’ tuşuna basıp kasayı açtı, para üstü olan yirmi beş kuruşu çikolatalı gofretin üzerine koyup geri verdi.

Engelli kız ise ne parayı, ne de gofretini aldı. Öylece kasiyerin gözlerinin içine bakıp hareketsiz durdu.

Kasiyer, “bu ne ya sabah sabah, nerden de çıktı bu tip” diye düşündü ama gitmeyeceğine kanaat getirmiş olacak ki “gofretiniz ve paranızın üstü burada, buyurun” deyip eliyle O’nun eline doğru uzattı.

Fişim” dedi engelli kız; “fişimi istiyorum

Fişini kesmişti zaten kasiyer ama, aldığı bu cevap karşısında deliye dönmüştü. Bir hışımla yazar kasa üzerinde duran fişi kopardı ve kızın önüne attı.

Engelli kız hiç rahatsızlık duymadan fişi avuçlarının içiyle aldı ve tebessümüyle verdiği teşekkür ile çıktı marketten.

Deliye dönmüştü kasiyer, “ulan millete aramayla bize arabayla geliyor ya” diye söylenerek reyona doğru çıktı. Kasasına yakın olan bölümlerdeki ürünlerin tarihlerini kontrol edip tozlanmış olanları silmeye başladı. Bir yandan da bu olay neticesinde yaşadığı moral bozukluğuyla söylenip duruyordu.

★★★

Çok değil, aradan on dakika ya geçti ya geçmemişti ki engelli kız çıkageldi.

Ben bunu geri vermek istiyorum” diyerek çikolatalı gofretini kasiyere uzattı.

Kasiyer şok olmuştu.

O moral bozukluğu bir anda kızgınlığa, isyana, küfre dönüşmüştü ama, gem vurarak hislerine sustu.

Gıcıklık olsun diye ürünü geri almamaya karar vermişti ve bu amaçla “fişi var mı, yoksa geri alamayız” demeyi düşünüyordu ki engelli kız buna fırsat vermedi, ürünün ardından uzattı hemen fişini.

Kasiyer tartışmayı düşündü o anda hissettiği sinirle ama, sonrasında ‘değmez‘ diye düşünüp iki lira yetmiş beş kuruşunu geri verdi.

Engelli kız, mutluluk dolu bir tebessümle parasını aldı ve cebindeki bir lira yirmi beş kuruşu da çıkartarak hepsini SMA hastaları için kasanın üzerine konulmuş kutuya attı. Ardından yüzünden yansıyan huzurun verdiği rahatlıkla hızlı bir şekilde marketi terk etti.

Şok olmuştu kasiyer; donup kaldı dakikalarca…

Düşünmekte, konuşmakta zorlanıyordu.

Daha kendini toparlayamamıştı ki o yardım kutusunu Valilik izniyle kasanın üzerine bırakan SMA hastalarına yardım gönüllüsü geldi ve kutuyu havaya kaldırıp “Oooo baya bi para birikmiş, gereken parayı hemen hemen topladık, buradakilerle birlikte toplamı hastamızı kurtarmaya yetecektir” dedi ve kutuyu alıp gitti.

Kasiyer ağlamaya;
öyle böyle değil deli gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Sapasağlam kendisi bir hastanın yarasına merhem olamamıştı ama, bir engelli kız çikolatalı gofret kadar katkısıyla bir SMA hastasının iyileşmesine sebep olmuştu…

Gönül ve yürek hırsızlığı yapıp hastalığı bir çocuktan çalmıştı!

(Yardımda bulunmayı görev üstlenmiş yardımseverleri tenzih ederim)

Kimdi engelli?

O muydu, yoksa yardıma ihtiyacı olanlara duyarsız kalan bizler mi ?

Sizce…

.


BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Kaynak Gösterilse Dahi İzin Alınmadan Hiç Bir Yazı KOPYALANAMAZ! Copyright 1994 - 2021 Engin Koçali