GÜZELLEŞEN ŞEHİR, TIKANAN TRAFİK

01.01.2026

Karabük’ün estetiği değişiyor, her geçen gün güzelleşse de yaşam kalitesi yükselmedikçe anlatılan başarı hikâyeleri anlamsız kalıyor.

Nisan ayından bu yana zamanımın büyük bir kısmını Antalya’nın Aksu ilçesinde, toprağın bereketine sığınarak geçirdim. Bu süreçte Karabük ile bağımı koparmayıp kısa ziyaretlerle gidip gelsem de asıl odağım, Aksu’da kendime koyduğum o net hedefti:

Zeytin üretimi…

Toprakla kurduğum bu yeni bağın ilk adımı olarak yaklaşık 250 zeytin fidanını toprakla buluşturdum. Birkaç yıl sonra bu emeklerin karşılığını, ortalama bir ton civarında yüksek kaliteli zeytinyağı ile almayı hayal ediyorum.

Ancak her ne kadar kişisel hikâyem toprakla başlasa da, bu yazının asıl konusu tarım veya zeytin üretimi değil.

Bu makale; biri zeytinliklerimin ev sahibi, diğeri ise kadim memleketim olan Aksu ve Karabük şehirleri üzerine kurgulanmış genel bir incelemeyi, bu iki kentin benzer kaderlerini ve ayrıştıkları noktaları mercek altına almayı temel almaktadır.

Şimdi diyeceksiniz ki:
Aksu Antalya’da, denizi var, turizmin göbeğinde, ülkenin en büyük turizm gelirlerini elde eden yer; Karabük’le kıyaslanır mı?

İnanın, kazın ayağı hiç de öyle değil.

Aksu, yaklaşık 85 binlik nüfusu ve köklü tarım geleneğiyle 2009 yılında ilçe statüsü kazanmış, bölgenin stratejik noktalarından biri.

İlçe sınırları içerisinde yer alan Kundu ve Kemerağzı bölgeleri, bugün onlarca ultra lüks, bol yıldızlı otelin kümelendiği devasa bir turizm destinasyonuna dönüşmüş durumda. Ancak bu parıltılı tablo beraberinde büyük bir eşitsizliği de getiriyor; zira şehir halkının huzuru ve refahı için planlanması gereken yatırımlar, yıllardır sistematik bir şekilde hep bu turizm alanına kaydırılmış durumda.

Turizm bölgelerindeki bu ihtişamın aksine, Aksu’nun şehir merkezi adeta kaderine terk edilmiş, kendi haline bırakılmış bir manzara sergiliyor. Bu tezatlığın en acı örneği ise Kumköy bölgesinde yaşanıyor. Aslında Kumköy, bölgenin en nadide sahil şeritlerinden birine sahip olmasına rağmen bugün tam bir ihmal edilmişlik pençesinde. Doğanın tüm cömertliğiyle sunduğu bu eşsiz sahil, denetimsizlik ve vurdumduymazlık yüzünden bir dinlenme alanı olmaktan çıkıp kontrolsüz bir çöplük alanına evrilmiş durumda. Her gelenin pervasızca bıraktığı atıklar altında ezilen bu sahil, masmavi potansiyelini insan eliyle yaratılan bir kirliliğe kurban veriyor.

Aslında Aksu, liyakatli dokunuşlar ve vizyoner projelerle sadece bölgesinin değil, ülkenin parlayan yıldızlarından biri olabilecekken; bugün yılların getirdiği sistematik bir ihmal edilmişliğin gölgesinde kalıyor. Hak ettiği ilgiyi görmemiş, vizyonsuzluğa mahkûm edilmiş ve derin bir sahipsizlik duygusuyla baş başa bırakılmış mahzun bir şehir portresi çizen Aksu, kendi kaderine terk edilmişliğin sessiz bekleyişi içinde, o müreffeh günlerin hayaliyle yaşam mücadelesi veriyor.

Elbette Aksu’yu sadece eksikleriyle anmak haksızlık olur; zira bu topraklar, üzerinde barındırdığı değerlerle adeta bir mücevher kutusunu andırıyor.

Perge gibi dünya mirası sayılan muhteşem bir antik kente ev sahipliği yapan ilçe, her geçen gün gün yüzüne çıkan yeni tarihi yapılarıyla arkeoloji dünyasının nabzını tutuyor. Yaz sezonu boyunca dünyanın dört bir yanından gelen turist kafileleri, bu kadim şehrin sokaklarına adeta akın ediyor. Sadece tarih de değil; Kurşunlu gibi doğa harikası şelaleler, Aksu’nun çehresine eşsiz bir ferahlık katıyor.

Sadece bunlar mı?

Elbette değil…

Türkiye’nin ilk Expo alanına sahip olan Aksu; devasa kongre binaları, Tarım ve Biyoçeşitlilik MüzesiÇocuk Adası ve hayranlık uyandıran Mozaikültür Bitki Heykelleriyle modern bir vizyonun kapılarını aralıyor. Tüm bu zenginliğe, damaklarda iz bırakan dondurması, köftesi ve ismi anıldığında iştah kabartan o meşhur Aksu piyazı eşlik ediyor.

Bunlar, ilçeyi sevdiren ve insanın hafızasında yer eden o güzel ayrıntılar…

Ancak şehircilik dediğimiz kavram; sadece damak tadıyla, görkemli antik mekânlarla veya bol yıldızlı otellerin ışıltısıyla yürümüyor.

İnsan Aksu’nun merkezine girdiğinde, o tozlu çarşısında ve bakımsız sokaklarında dolaşırken ister istemez kendine şu soruyu soruyor:

Bu ilçenin gerçekten bir sahibi, bir belediye başkanı var mı?

Var elbette…

Ama oradaki tablo, şehrin sokaklarından çok daha karışık.

Belediye yönetiminin siyasetteki yolculuğu, maalesef ilçenin köstebek yuvasına dönmüş yolları kadar yamalı.
Bir ideolojiden diğerine savrulan, adeta çorap değiştirir gibi parti değiştiren bir siyasi serüven bu…
Son olarak yaptığı “transferle” geçtiğimiz günlerde ülke gündemine de oturan bu istikrarsız tablo, aslında Aksu’nun neden sahipsiz kaldığının da en somut kanıtı olarak karşımızda duruyor.

Gelelim yollara…

Karabük’te zaman zaman  araç sahipleri yakınır ya:
Yollar köstebek yuvası gibi, arabalar sanayiden çıkmıyor” diye…

 Karabük gezi

Gelsinler bir de Aksu’nun yollarını görsünler.

Orada bırakın aracın rahatça gitmesini, köstebek bile yolda yürüyemez, şaşırır kalır. Hani yollar bozulunca günü kurtarmak için yama yaparlar ya, işte o “yama” dedikleri şey orada, ya çukur yada tümsek. Düzgün yol neredeyse yok gibi.
Sanayi sitesine gidin tüm esnafın yüzü gülüyor, sebebi de tam olarak işte bu yolları.

Ya kaldırımları:
Yok ki…
Önceki dönemlerde yapılmış ama günümüzde bakımsız bırakılmış.

İşte tamda bu noktada Karabük’e bakıyorum…

Ve içimden şu geçiyor:
Kurban olun siz Karabük’ün yollarına, kaldırımlarına.

Karabük’te son yıllarda şehir estetiği adına gözle görülür işler yapılıyor. Bulvarlar açılıyor, yollar, kaldırımlar yenileniyor, parklar çoğalıyor, aydınlatmalar değişiyor. Şehir, eskisine göre daha düzenli ve daha modern bir görüntüye kavuşuyor. Rafet Vergili‘nin son dönemiyle başlayan ve günümüzde Özkan başkanla devam eden bu çalışmalarla adeta estetikle buluşuyor her geçen gün Karabük.

Emeği geçenlerin hakkını vermek lazım; takdir etmek gerekir.

Özellikle son dönemde açılan yeni otoparklar, Karabük’ün yıllardır çözülemeyen önemli bir sorununa doğrudan nokta atışıdır. Bu konuda belediye başkanını ve emeği geçenleri tebrik etmek gerekir. Otopark meselesi, şehir merkezindeki baskıyı azaltmak adına doğru yönde atılmış önemli bir adımdır.

Ancak bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, Karabük’te şehir içi trafik akmıyor.

Kilitleniyor

Merkezde sadece bir yoğunluk değil, tam anlamıyla bir trafik karmaşası yaşanıyor.  Araçlar ilerlemek yerine birbirine dolanıyor; kavşaklar düğüm oluyor, caddeler nefes alamıyor.

Öyle ki bu karmaşa, artık toplu taşımayı bile şehir merkezinden kaçırmış durumda. Safranbolu Belediye otobüsleri, yaşanan sıkışıklık nedeniyle Karabük şehir merkezine girmemeyi tercih ediyor. Bu bile tek başına durumun vahametini anlatmaya yeter.

Çünkü sorun sadece araçların nereye park edeceği değil; araçların nasıl, nereden ve hangi saatlerde akacağıdır. Nüfusu yaklaşık 150 bin olan bir şehirde, 15 milyonluk büyük bir metropolü aratmayan bir trafik sıkışıklığı yaşanıyorsa, ortada ciddi bir planlama sorunu var demektir.

Her sabah ve akşam saatlerinde Kardemir servisleri, yolcu minibüsleri, belediye otobüsleri ve özel  araçlar aynı güzergâhlarda birbirine dolanıyor. Geçici otogar çevresi, Balıkpazarı, PTT bölgesi, Güven Kavşağı adeta nefes alamıyor.

Otoparklar doluyor ama yollar boşalmıyor.

Araçlar ilerleyemiyor, zaman kayboluyor, sabır tükeniyor.

Biliriz ki trafik, sadece yol meselesi değildir; doğrudan bir yaşam kalitesi meselesidir.

Trafik tıkandığında sadece araçlar ilerleyemez. Onunla zaman donar, sabır tükenir, insanların gündelik yaşamı yıpranır.

Sabah işe yetişmeye çalışan bir memurun, geçici otogar bölgesinde aynı kırmızı ışığın altında dakikalarca beklediğini düşünün. Yanındaki minibüs şoförü bağırıyor, bir diğeri araçtan inmiş tartışıyor. Korna sesleri arasında bir çocuk okula geç kalıyor, yaşlı biri karşıya geçemiyor, engelli vatandaş ne yapacağını şaşırmış, ambulans sıkışmış bir halde ilerlemeye çalışıyor.

İşte Karabük trafiğinin özeti tam olarak budur.
Şehrin ruhunu yoran, insanı dışarı çıkmaktan bile soğutan bir düzensizlik…

 Karabük gezi

Küçük bir şehir, sanki çok büyük bir şehrin trafik yükünü taşımaya çalışıyor. Bu yükün altında en çok ezilen ise yine Karabük’ün insanı oluyor.

Belediyecilik yalnızca süslemek değildir.

Renkli kaldırımlar, şık aydınlatmalar, estetik dokunuşlar elbette önemlidir ama asıl belediyecilik, vatandaşın hayatını kolaylaştırmaktır. Bir annenin bebek arabasıyla rahatça yürüyebilmesi, engelli vatandaşın engelsizce dolaşabilmesi, sürücülerin dakikalarca trafikte beklememesi, şehir içinde huzurla hareket edebilmesidir.

Karabük artık klasik bir küçük şehir değildir. Sanayisiyle, üniversitesiyle, artan araç sayısıyla daha bütüncül, daha cesur ve daha akılcı bir ulaşım planına ihtiyaç duymaktadır. Yeni otoparklar bu planın önemli bir parçasıdır; ancak tek başına yeterli değildir.

Onun için Karabük:

Ne kadar süslenirse süslensin,
Ne kadar otopark açılırsa açılsın,
İstenirse baştan sona altınla kaplansın,
Trafik akmadıkça Karabük gerçek anlamda nefes alamaz.

Ve yine o trafik akmadıkça hiç bir yönetici başarılı sayılamaz.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Kaynak Gösterilse Dahi İzin Alınmadan Hiç Bir Yazı KOPYALANAMAZ! Copyright 1994 - 2025 Engin Koçali